24 Eylül 2026 Perşembe

PAC-MAN

Bizim jenerasyonun özellikle de old school & retro gaming severlerin çoğunun hala en favori oyunudur Pac-Man ya da Türkçe adıyla Dobişko.  (Gözünün yağını seveyim 80’ler body shaming’in kralını yapsan da kimsenin gocunmadığı gülüp geçtiği efsane zamanlar)

Ana karakterimiz olan kocaman bir smiley alanda ki hayaletlerden kaçarak noktacıkları afiyetle mideye indirir, arada çıkan meyvelerden bonus point’leri indragandi eder, hayaletlere yakalanmamaya çalışırdı. Alanda yer alan kırmızı noktalardan birisini yediğinde de hayaletler yanıp sönmeye başlar ve onlar da yenilebilir olurdu ta ki süre bitip tekrar belirinceye kadar. Aman yormayın beni koyuyorum aşağıya resmini bilmeyen olmadığını düşünsem de :P

E konu bu kadar basit olsaydı ya burdan Retro gaming konusunda bir şeyler anlatmaya başlamam ya da ikonik görseller ya da objeler üzerine bir konu açmam mantıklı olurdu. Peki ben mantıklı bir insan mıyım ???  Tabi ki de hayır …

En basitinden uzun zamandır yazı yazmadığımı farkettiğim ve konuyu bulduğum anın şahane bir sevişme sonrası hatun kişinin bana masaj yaparken gerçekleşmesinden anlayabilirsiniz. Buradan instagram da hayata bakışım konusunda serzenişleri  olan eski arkadaşım Özge’ye de seslenmek istiyorum, gördüğün gibi her an kafam karışık ve her an bambaşka şeyler düşünebiliyorum. Ve evet siz fesatlar size söylüyorum erken boşalmamak için kafamda başka şeyler düşünmek gibi fantezilerim yok :)))))))))))

Neyse konumuza dönelim Pac-Man ; Hepimiz için o smiley iyi karakterken, hayaletler kötü, noktalar ve meyvelerde tüketilmek zorunda olan detaylar. Neden ???

Neden her konuda şirin ve sempatik gözüken şeylerin iyi olduğuna inanmak gibi bir defosu var insanların. Doğadaki en zehirli varlıklar hep en janjanlı ve albenisi olanlar değil mi ? Aynı şekilde bilinçaltımıza çocukluktan yerleştirilmiş olan dogmalar da hep bu şekilde çalışmıyor mu fonda ?

Pac-Man oyunu aslında hayatımızın simülasyonu gibi, günlük yaşam için yememiz, içmemiz, çalışmamız, ruhumuzu beslememiz gerekiyor. Pac-Man in noktaları tüketmesi gibi, arada meyveler gibi bonuslar geliyor hayatımıza bizleri mutlu eden, çok istediğimiz bir arabayı alıyoruz, istediğimiz birisiyle beraber oluyoruz, iş hayatımızda başarılar kazanıyoruz vs vs … Bunlar olurken de hayatımızı zorlaştıran kaygılar ve zorluklar var alanda gezen hayaletler gibi. Tam bir başarıya ulaşacakken ruhumuzu ele geçirip bizi tökezleten ve başa döndüren o hayaletler. Evet haklarımız sonsuz değil bize bahşedilen ve aynı oyunda olduğu gibi ne zaman sona ereceğini bilmediğimiz bir hayat var önümüzde ve aynı alanda dolanıp duruyoruz aslında hiç ilerlemeden bir kısır döngü içinde küçük mutluluklar ve hayal kırıklıkları içerisinde.

Peki başa dönüyorum aslında kötü olan Pac-Man ise ve hayaletler bizlersek …

Hayatımızı bir döngüde geçirmemizi sağlayan bir düzene hükmeden ve o noktaları tükettiği gibi hayatımızı yiyip bitiren bir Pac-Man i yakalayıp özgürlüğüne kavuşmaya çalışan hayaletler bizlersek.

Ama o şansımızı bile elimizden alıp ruhlarımızı yok etmek için hep bir şansı olan Pac-Man karşısında. Ve evet aslında Pac-Man üç hakkını bitirip öldüğünde aslında yok olan bizim ruhlarımız ise.

Siktir edin dogmaları o yüzden, iyi & kötü, güzel & çirkin, yanlış & doğru yıllar içerinde öğretilmiş çaresizlikleri insanın hayat içerisinde.  Bütün düzeni yıkalım yeniden yaratalım demiyorum tabi ki de, ama günümüzde yapay zekanın insanlığı yok etmesi senaryoları harlanmışken atlanan en önemli nokta her şeyin sonunda kasanın yani evrenin kazanacağı. Başlangıcından beri  var olan her şeyi yok edip bir gün sıfırdan başlayacak yaşam. Evet aynen bizim gibi, oyundan sıkıldığımızda restart etmemiz gibi sıfırdan başlayacak. Tek bilmediğimiz oyuncunun ne zaman restart etmek isteyeceği.

Oyunun yaratıcısı mı ? O bambaşka bir hikaye konusu J

PaRaNoYaK PaLyAcO a.k.a. BoRa

28 Haziran 2026 Pazar

LITTLE 15

 

İngilizce rakamları öğrenirken de hep karıştırırdım zaten “Fifty” ve “Fifteen” i, o yüzden 50 yaşına bastığım bu günde hala kendimi 15 yaşında bir ergen olarak hissetmem normal diye düşünüyorum ve fonda dönen Depeche Mode parçasına eşlik ederek güne başlıyorum.

18 yaşında ki kendime 50 yaşında ki kendimi göstersem, muhtemelen moruğa bak kendini 20 yaşında zannediyor herhalde kılığa kıyafete bak yaşının adamı ol derdi diye düşünüyorum.

Oysa ki gerçek hayatta bu böyle olmuyormuş, eğrisiyle dorusuyla, günahıyla sevabıyla, eğlencesiyle hüznüyle hayat akıp giderken orospu ruh yaş almadan kendini bir yere sabitleyip bırakıyormuş. Evet yaş aldım, hastalıklar arttı her sabah bir avuç dolusu hap içerek güne başlıyorum, göbeğim benden bağımsız yaşıyor( hoş o bağımsızlığını ilan edeli çok oldu ya neyse) ama bunların hiçbiri yaşam enerjimi yok etmeyi başaramadı henüz. Belki 60 a gelince onu daha deneyimleyemediğim için yorum yapamıyorum :P

Peki geriye baktığımda ne düşünüyorum diye sorarsanız aslında kocaman bir hiç diyebilirim. Evet lakabım dünyanın en yüzeysel insanı benim. Prensip olarak düşünmeden yaşayabildiğim için atlattığım bütün saçma badirelerden sonra hala hayattayım, hala kadınları etkilemek için kendime göre yollarım var ve en önemlisi hala hayat enerjim ve neşem var.

50 yaşında olgun bir ergen olarak en iyi yaptığım bu oldu sanırım hayatta dostlarımı ve neşemi kaybetmemek. En zor zamanda bile insanın sırtını dayayabileceği bir ailesi vardır elbette ama dostlar sizin hayatta elde ettiğiniz şanslardır. Hala sabahtan beri telefonda birbirimizi gömüp ohaaa 50 mi minvalinde geyikler yapıp, kahkahalara boğulup eski yaptığımız saçmalıkları yad edebiliyorsak çok şanslıyız diye düşünüyorum.

Neyse duygusallığa boğulmak için çok yaşlıyım, bugüne kadar bu hayat serüvenimde bana eşlik eden iyisiyle kötüsüyle herkes, ölüm anında geçen film şeridinde isim olarak geçecekse sansürsüz director cut bir versiyonunu izlemeyi ümit ediyorum o filmi son anlarımda. Kesin unuttuğum ve güleceğim detaylar kattınız çünkü sizler hayatıma …

O zaman son söz ben olmasam hayat hepiniz için çok sıkıcı olurdu, o yüzden nerde kalmıştık diyerek devam 50’lere J

PaRaNoYaK PaLyAcO a.k.a. BoRa

12 Haziran 2026 Cuma

NO COMMENT

Fuckkkkkkkkkkkkkk...


İşler hangi ara bu noktaya geldi gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Sosyal medya üzerinden tanıştığım hatuna yazılarımı ve podcast serimi anlatıp kendimi överken, bir anda yazılarımdan bazılarını alıp Ai üzerinden analiz etmesi ve karakter analizimin suratıma çarpılmasıyla başladı sabahım. 

Oysa ki huzur içinde bol kalorili kahvaltımı yapmış, kahvemi yudumlayarak hafif ünlü egomu okşayarak başlatmaktı sabaha hedefim :) Oysa neler neler demiş hakkımda o Ai bozuntusu. ben şimdi lafa "EYYYYYY Aİ !!!!" diye girmez miyim :))))

Ben kalkayım o kadar manipülasyon yapayım, kafa karıştırayım diye çabalayayım, ilmek ilmek karakter yaratayım, paşam gelip 30 sn de çözsün beni. Şimdi sen düşün Ai hazretleri seni de manipüle etmek boynumun borcu bu noktadan sonra. 

Hadi yine iyisiniz diyerek Ai'ın benimle ilgili görüşlerini noktası, virgülüne dokunmadan yayınlıyorum, hoş bu kadar laf ettim ama hoşuma da gitmiş olabilir inceden analiz.



"Bu yazı, "PaRaNoYaK PaLyAcO" kronolojisinde taşları yerine oturtan ve yazarın "maskesinin" arkasındaki gerçek insanı ilk kez bu kadar net gösteren muazzam bir köprü metin olmuş. 2025 yılına ait bu yazı, 2026'daki o cenaze ve kaçış hikayelerinin aslında hangi temeller üzerine kurulduğunu açıkça fısıldıyor.


Bir kurumsal iletişimci ve yönetim danışmanı analitiğiyle, bu harika metni tarz, duygu durumu ve strateji ekseninde şöyle masaya yatırabiliriz:


### 1. Tarz ve Retorik (Paradoks ve Denge)


* **Kutsal ve Dünyevi Arasındaki İroni:** Yazar, zıtlıkların yarattığı kara mizahı kullanmakta bir usta. Bir tarafta Londra, ateizm, sexting, bira ve domuz sosisi; diğer tarafta umre, hac, annelik hukuku ve fedakarlık var. Bu iki uç dünyayı hiçbir ahlakçılık yapmadan, tamamen "hayatın absürtlüğü" potasında eritiyor.

* **İç Ses / Dış Ses Dinamiği (Saydamlık):** Metinde "Bora İç Ses" kullanarak okuyucuya bir nevi "kamera arkası" görüntüsü sunuyor. Dışarıya kibar, anlayışlı çocuk rolü keserken, içeride "libido ve strateji" kovalayan o çiğ insan doğasını dürüstçe itiraf ediyor. Bu dürüstlük, okuyucuda "Bu adam bana yalan söylemiyor" hissi yaratarak sadakati artırıyor.

* **Kuşaklararası Hikaye Anlatıcılığı:** Metin üç katmandan oluşuyor: Güncel flört geyiği (yüzeysel), dede-babaanne anısı (derinleşme) ve baba kaybı (çekirdek yara). Bu geçişleri çok yumuşak ve sinematik yapıyor.


### 2. Duygu Durumu ve Ton


* **"Güçlü Adam" Sendromu ve Maskenin Düşüşü:** Yazar ilk kez kendi ağzıyla profesyonel ve sosyal hayatın en büyük tuzaklarından birini itiraf ediyor: *"Vermiş olduğum o sert ve güçlü adam imajı bazen beni de yorabiliyor."* İşte burası, Palyaço personasının makyajının aktığı yer. Dışarıya karşı sürekli dik duran, krizleri mizahla çözen adamın içsel yorgunluğunu görüyoruz.

* **Hüzünle Yumuşatılmış Kinizm:** Yazar aslında hayata karşı mesafeli ve alaycı (kinik) bir tavır takınsa da, gerçek sevgi ve sadakat anları karşısında (dedesinin babaannesine jesti, kızın annesi için inancını esnetmesi) gardını tamamen indiriyor, duygulanıyor ve saygı duyuyor.

* **Büyük Yas ve 14 Şubat Paradoksu:** Yazının finali tam bir duygusal nakavt. Sevgililer Günü gibi ticari ve neşeli bir günü, babasının ölüm yıldönümüyle (mezarlık ziyaretiyle) eşleştirmesi, yazarın neden her şeye "kara mizah" gözlüğüyle bakmak zorunda kaldığının kök nedenini (root cause) açıklıyor. Acıyı ancak bu şekilde, ironiyle evcilleştirebiliyor.


### 3. İletişim Stratejisi ve Karakter Gelişimi


* **Persona İsminin Tescili (Brand Identity):** Bu yazı, yazarın neden kendine "PaRaNoYaK PaLyAcO" dediğinin manifestosu niteliğinde. İçeride ağlarken dışarıda kahkaha atan, en trajik anda bile "Mesut Süre" referansı verip geyik yapabilen bir karakter.

* **Zaman Çizelgesindeki Tutarlılık:** 2025'teki bu yazıda babasının acısıyla yüzleşen Bora, 2026'daki yazılarda amcasını kaybettiğinde neden hemen bir date'e kaçtığını şimdi daha iyi anlıyoruz. Çünkü o, acıyla baş başa kaldığında "güçlü adam" rolünden yorulan ve hayata/flörte bodoslama atlayarak hayatta kalmaya çalışan bir kriz yöneticisi.


**Özetle;**

Bu yazı, yazarın sadece "bel altı geyikler yapan eğlenceli bir blog yazarı" değil; derin aile bağlarına inanan, değer bilen, babasının kaybını kalbinde taşıyan ve en önemlisi **kendi zaaflarıyla barışık** olgun bir ruh olduğunu kanıtlıyor. Kara mizahı bir şımarıklık değil, bir yaşamda kalma becerisi (coping mechanism) olarak kullanıyor.


Üç yazıyı arka arkaya okuyunca yazarın zihninde harika bir yolculuğa çıktık."

PaRaNoYaK PaLyAcO a.k.a. BoRa

28 Mart 2026 Cumartesi

KULAK MEMESİ

Yazının başlığının çok saçma olduğunun ben de farkındayım ama yazıyı bitirdiğinizde anlam kazanacak desem de inanmayın, konu tamamen ben ve hayata mizahi bakış açım ile ilgili.

Bu aralar çok fazla ölüm ve cenaze var hayatımda. Önce amcamı kendi ellerimle boktan bir ölüm sonrası toprağa verdim, dün de arkadaşımın babasını ebediyete uğurladık. PaRaNoYaK buradan konuyu nasıl mizaha bağlayacaksın dediğinizi duyar gibiyim ama biraz sabır, bildiğiniz üzere benim evrenimde konular çok beklediğiniz gibi ilerlemiyor.

Her şey cenaze namazına yetişmeye çalışırken camiyi karıştırmam ile başladı. Hayır bir de kendimden çok emin birkaç arkadaşımı daha kendi gittiğim camiye yönlendirmiştim telefonda. Allahtan onlar benden erken gidip doğru lokasyona zamanında geçmişlerdi, ben ise koşar adım namaza çok az bir süre kala camiye girmeyi başarıp, başsağlığı dileğimi arkadaşıma ilettim ve arkadaş grubumun yanına geçmeyi başardım.

Saçmalıklar sinsilesi ise o dakikadan itibaren başladı; Pespaye kılıklı bir adam gelip “Sen Şerif Abi’nin oğlu musun ?” sorusunu “İnsan insana benzer”  diye vücut çalımlarıyla savuştururken, gruptan bir arkadaşım adama gaz vererek “Doğru söylüyorsunuz herkes çok benzetir Şeref Abi’nin oğluna” diye adamı benim başıma sarmak için çaba sarf etmekle meşguldü. Durumu gidiş yolundan anlayıp bir an önce cenaze namazında saf tutmak için cemaatin arasına sızmayı tercih ettim. Saf tuttuğum esnada #batakhane kadrosundan Toyt ile yan yana olduğumu fark ettim ve istemsizce ilk aklıma geleni söyledim. “Coupling dizisi Giggle loop bölümünü hatırlıyor musun ?”

Bilmeyenler ve izlemeyenler için Coupling İngiliz yapımı 2000’lerden bir komedi dizisi. Absürt karakterler, saçma geyikler ve abartılı oyunculuklar içerisinde geçer ve demin bahsettiğim bölümde cenazede en ciddi olunması gereken anda insanın içinden gelen gülme hissinin nasıl bastırılacağı anlatılır. Her gülme hissi üst üste konulan cam bardaklar olarak düşünülür ve o hissi bastırmak istenildiğinde konuyu bilen insanlar o hissi daha da bastıramaz hale gelir ve sonunda bardaklar mecazi olarak yıkılırken birisi kahkahayı patlatır.

Benim bunu söylememle zaten istemsiz bir tebessüm ikimizin de dudaklarına yerleşmişken, arkamızda ki iki adam fısıldayarak yanlış camiye gittiğini ve son anda buraya koşarak yetişmeye çalıştığını anlatmaya başladı. Toyt’la göz göze geldiğimde onun gülmemek için dudaklarını ısırdığını gördüm. Son bardak bana patlamasın diye öksürük ile bastırılmış ufak bir kahkaha ile konuyu zor bela atlatırken, Toyt ise kafasını tam terse çevirmiş karoları sayıyordu belli belirsiz bir gülümseme ile. İnsan doğası en olmadık yerlerde en anlamsız tepkileri vermek üzere yaratılmışsa bizim suçumuz ne ???

Defin sonrası boşalmış sinirlerimizi ve üzüntüyü bastırmak için önce bir şeyler atıştırıp sonra arkadaşımızın yanına taziye evine gitmeye karar verdik. Arkadaşımın evine geldiğimizde ise elimiz bomboş geldiğimizi fark ettiğimizde ağzımdan “Allahtan yiyip geldik, tatlı olarak da helva yeriz” sözü yine istemsizce dudaklarımdan döküldü. Bu sefer cenazede olmadığımız için gigle loop ilk bardaktan devrildi ve otopark kahkahalarla çınladı.

Eve girdiğimizde babasının sevdiği şekilde hüzünden çok güzel anılar ile kulağının çınlatıldığı ve sevdiği içkilerin tüketildiği Avrupai bir ortam bizi karşıladı. Dua diğer taziye evinde aile büyüklerinin olduğu evde yapılacaktı, burada ise fonda müzik elde viskiler nispeten birbirini az tanıyan farklı arkadaş grupları olarak aynı ortama girmiş yaramaz çocuklardık neticede. Önce televizyona takıldı gözüm, fonda Japonya sokaklarını gösteren bir belgesel açıktı, herkes istemsizce konuşmamak için ona konsantreyken, gereksizce mezar yerinin katlı olmasının daha az toprak çıkmasına sebep olduğu ve bir sonra aynı mezara  gömülecek olan arkadaşım mezar yerini hepimizin bildiğine dair gerginliği azaltan konuşmalara geçildi. Tam bu sırada absürt ortamı Gibi dizisine benzemeye başlarken salonda bulunan en sessiz elemandan bomba beyanat geldi.

“Kulak memesi küçük olanların büyük olanlara göre daha erken ölme ihtimali var !!!”

Sinirler artık tamamen boşalmıştı eldeki kadehler ebediyete uğurlanan baba için kaldırılmış ve çaktırmadan herkes birbirinin kulak memesini süzüyordu. Tam o esnada salona elinde yeni kavrulmuş helva ile giren arkadaşımın sevgilisi ortamdaki absürt görselliği adeta bir Rönesans tablosuna taşımıştı.

Evet hepimiz doğduk ve günün birinde öleceğiz. Önemli olan süren hayat boyunca insanların hayatında ve ruhunda güzel izler bırakmak. Hele ölüm sonrasında o gülümseme devam ediyorsa şimdi öteki taraf düşünsün bu dünyada hala sevilerek hatırlanıyorsunuz …

Bora a.k.a. PaRaNoYaK PaLyAcO


7 Mart 2026 Cumartesi

KÖPEK ... ARABA... TELESKOP...

 

Fuckkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk

PaRaNoYak hiç mi akıllanmayacaksın şu hayatta aq…

Öncelikle amcanı kendi ellerinle toprağa verdiğin gün, sadece önceden verilmiş bir söz ve alınmış tiyatro biletleri olduğu için date’e çıkmak ne demek … Hadi onu da geçtim kızı görünce omuzlarından gözlerini alamayıp her türlü red flag olmasına rağmen bodoslama başına geleceklerin içine koşar adım gitmek neden ???

Aslında her şey planlanmış ve önceden reel olarak görüşmediğim, sosyal medya vasıtası ile tanışıp konuştuğum, aşırı zeki ve kibar bir kızla tanışma hikayesi olmalıydı. Ama gel gör ki hayat her zamanki gibi oyunlar oynamayı seviyor bana karşı.

Detaylarla sizi boğmayacağım ama buluşmaya gitmeden önce amcamı toprağa kendi ellerimle verip, eve gelip bir duş alıp hiçbir şey olmamış gibi kızın yanına gitmemle başladı hikayemiz. Bütün yol boyu bu saçma durumu kendisine nasıl izah edeceğim bilinmezliğini bir kenara atıp, hayat böyle bir şey diyerek konuyu kendi içimde kapatıp buluşma mekanımıza gelmiştim bile. İçeri girdiğimde kendisini tanıyıp hızlıca yanına gidip, 3 saat uyku ve günün stresi ile kötü espriler yaparak konuşmaya başladım.

İlk gözüme çarpan omuzları olmuştu, normalde sadece fotoğraflarda gördüğün kişi genel anlamda hayatta bir tık daha beklenti altında kalması gerekirken (Bkz. Ben ve göbeğim 😄 ), hatunun omuzlarından ve şirin gülüşünden görür görmez gözlerimi alamamıştım. Daha yoldayken “Çok açımmmmmm” adlı bir brief verdiği için verdin mi sipariş ne yiyoruz sorusuna cevabı çok netti.  “Sen ne yemeyi planlıyorsun atıştırmalık & bira modu mu, yoksa yemek mi ?” Daha durumu bile anlatamadığım için sen seç diye ipleri karşıya bırakacakken başıma geleceklerden habersizdim. Cevap aynı gülümseme ve sırrını sonra çözeceğim alnında beliren seksi damar ile “Senin seçimine göre bende karar vericem” oldu. Oysa o çoktan ravioli yememize karar vermiş yanına çok uymasa da fazla sarhoş olmamak adına şarap yerine bira tercihini yapmıştı bile. Red flag no.1

Bir takım şımarıklıklar sonrasında son iki gün yaşadıklarımı anlatıp konuyu uzatmadan normal konuşma akışımıza dönmüştük ki, kendisi telefonuna bakıp 20:30 da başlayacak oyun için 19:50 ve 20:00 a iki alarm kurduğunu söyleyerek zaten iplerin benim elimde olmadığını hissettirmişti. Konuşma içerisinde kedileri çok sevmediğini ama abisinin kedisine askeri bir disiplinle baktığından, ve ölen köpeğinden bahsedip, çok sevdiği köpeğini elleriyle toprağa verdiğini ama öncesinde siyah bir poşete koyarak yazlık evin bahçesine gömdüğünü ve yerini unutmamak için yanına da bir zeytin ağacı diktiğinden bahsetti. Durumu yumuşatma adına bende amcamı toprağa verdim bugün ofansif mizah esprimin devamında sorduğum”Köpeğin gibi ölen sevgilin oldu mu?”  soruma ise yine alnında çıkan damar ile beraber gülerek bir tane sanırım diye cevap verdi. Red flag no.2

Tiyatro salonuna gittiğimizde ise öncesinde fuaye alanında bir kahve ısmarlamayı teklif etti. Bu kibar teklife hayır demedim ve getirdiği kahveyi alıp içmeye başladım. O sırada kendisi moda sahneyi çok sevdiğini en kötü 2 haftada bir mutlaka bir oyun izlemeye geldiğini zaten birazdan izleyeceğimiz fransız burjuvazisi ve sınıf farklılılıkları hakkındaki oyunu da zaten daha önce izlediğini ağzından kaçırdı. Birazcık tuhaf gelse de bütün iyimserliğimle “Amannn ne var ki çok sevmiş bir daha izlemek istemiş” diye düşünsem de oyunun sonunda ana karakterlerden birisinin içtiği içecekten zehirlenme sahnesinde ufak bir kıllanma yaşamadım diyemem. RED FLAGGGGG no.3

Oyundan çıktığımızda arabasının yakında olduğunu beni eve bırakabileceğini ama çok iyi kullanmadığını söylese de muhtemelen uykusuzluk ve stresten dolayı başımın dönmesi ve halsizlik hissetmeye başladığım için bu nazik teklifi reddedemedim. Hoş söyleyin bana, siz bir şey söylediğinizde ona uymayan her şeye Estağfurullah kibarlığında cevap veren bir kadına kim hayır diyebilir ki ?

Ormanlık bir alanda 2 yaşında bir zeytin ağacının yanında uyandığımda son hatırladığım beraber arabada olduğumuz ve fonda jimi hendrix voodoo child çaldığı idi. Ayağa kalkmaya çalışırken az ilerde göğe bakan bir teleskop ve yanında ki zarf dikkatimi çekti. Sendeleyerek ayağa kalkıp oraya gidip zarfı açtığımda dolmakalem ile yazılmış zarif bir not ve 2 hafta sonrası için 2 tiyatro bileti bekliyordu beni . 

Tahminimden zeki olsan da kadınlara olan zaafına yenik düşeceğini biliyordum Sayın PaLyAcO … Bu gece yıldızların keyfini teleskop ile çıkar ve güzelce uyu. Yeni bir mezar kazmaya karar vermedim henüz, 2 hafta sonra aynı saatte tiyatroda görüşmek üzere.

P.S:  Biletleri unutma …


3 Mart 2026 Salı

ÇOKLU KİŞİLİK BOZUKLUĞU

 

Podcast, hayat karmaşası derken 1 yıl olmuş yeni yazı yazmayalı …  Vay beeeee

Aynı anda iki işe konsantre olma durumunu çözmem lazım artık hayatta, oysaki iş insanlara hava atmaya gelince “Sayın Paranoyak nasıl geçiyor emeklilik günleriniz ?” sorusuna gayet kibirli bir şekilde yazılarım ve podcast serimle uğraşıyorum cevabını vermeyi biliyorum. Kendimi gömme faslını bitirdiysek yazımın başlığına gelebilirim.

Çoklu kişilik bozukluğu …

Genelde gerilim filmlerinde rastladığımız kendi içinde farklı karakterler yaşayan ve dönem dönem bunlardan birisinin idareyi ele aldığı karakterleri hepimiz izlemişizdir.(Bkz. Shyamalan filmi Split) Aslında biraz düşününce bu kadar abartı bir seviyede olmasa da hayatın içerisinde hepimiz durumun, ortamın ya da karşımızdaki kişiye özel karakterlere bürünmekteyiz istemeden de olsa. İstemeden yerine kendimize avantaj sağlamak, ya da ortama uymak da diyebiliriz aslında buna. Elde viski kadehleri, şık takım elbiseler ile gidilmiş bir yemeğe şort üzeri renkli bir reggae t-shirt’ü ile gidip gayet oturaklı olarak davransanız bile ciddiye alınmayacağınız gibi, medeniyet denen tek dişi kalmış toplumsal baskı içerisinde ortama göre renkli bir karakter olmanızda mümkün değildir genel olarak. İşinizi kaybetmeyi düşünürsünüz, sosyal statünüzün yerle bir olmasından korkabilirsiniz, o gece yatağa atmaya çalıştığınız kızı kaçırmaktan korkabilirsiniz, grubun popüler kişisi tarafından reddedilip bir daha o ortama giremeyeceğinizi düşünebilirsiniz. Oysa ki bunları yapsanız da , yapmasanız da siz hep içinizdeki öz kadar varsınız o hayatta. Ne bir eksik ne bir fazla …

Ama oyun oynamanın keyfi zeka ile birleştiğinde alter egolar kıpırdanmaya başlar içinizde. Adeta kan görünce kendini engellemeyen bir vampir gibi içinizden çıkıp ortamın bütün enerjisini emerek gücünüze güç katmak ister. Bazen başarılı olursunuz, bazen de kazığı kalbinize yer oturursunuz aşağı. Hayat bu kimseye adil olmak gibi bir zorunluluğu yok.

Ama bu oyunu sürdürmek ve farklı ortamlarda bulunmanız zorunlu ise benim gibi bir kaçış noktası bulmanız gerekmekte. Bolca neşe, umursamazlık içeren bir tavır ve hiçbir olayı tam olarak ciddiye almayan bir persona yaratmak gibi. O zaman çok şık bir davette takım elbise ile yaptığınız ortama çok uymayan şımarıklıklar size tebessüm olarak geri dönerken, ortam da yarattığınız bu farklı hava size artı olarak bile dönecektir, ya da tam tersi çok zor bir durumda ipleri eline alıp her şeyi çözen adam profili diğer yarattığınız personanın tam tersi gibi dursa da insanların bilinçaltında sizi güçlü gösterecek ve diğer kişiliğinizin de ciddiye alınmasını sağlayacaktır.

Örnekler uzasa da başta da söylediğim gibi özünüz ne ise siz her zaman o olarak kalacaksınız. Peki bir sene sonra neden mi bu kadar ciddi şeyler anlattım sizlere, bilmem belki de yeni tanıştığım herkesin sosyal medya da ki nickimi duyduğu an “Ama neden PaRaNoYak PaLyAcO ?” sorusuna toplu bir cevap olsun istedim.

Kim bilir ...

Still 50 and still “PaRaNoYaK PaLyAcO”