28 Mart 2026 Cumartesi

KULAK MEMESİ

Yazının başlığının çok saçma olduğunun ben de farkındayım ama yazıyı bitirdiğinizde anlam kazanacak desem de inanmayın, konu tamamen ben ve hayata mizahi bakış açım ile ilgili.

Bu aralar çok fazla ölüm ve cenaze var hayatımda. Önce amcamı kendi ellerimle boktan bir ölüm sonrası toprağa verdim, dün de arkadaşımın babasını ebediyete uğurladık. PaRaNoYaK buradan konuyu nasıl mizaha bağlayacaksın dediğinizi duyar gibiyim ama biraz sabır, bildiğiniz üzere benim evrenimde konular çok beklediğiniz gibi ilerlemiyor.

Her şey cenaze namazına yetişmeye çalışırken camiyi karıştırmam ile başladı. Hayır bir de kendimden çok emin birkaç arkadaşımı daha kendi gittiğim camiye yönlendirmiştim telefonda. Allahtan onlar benden erken gidip doğru lokasyona zamanında geçmişlerdi, ben ise koşar adım namaza çok az bir süre kala camiye girmeyi başarıp, başsağlığı dileğimi arkadaşıma ilettim ve arkadaş grubumun yanına geçmeyi başardım.

Saçmalıklar sinsilesi ise o dakikadan itibaren başladı; Pespaye kılıklı bir adam gelip “Sen Şerif Abi’nin oğlu musun ?” sorusunu “İnsan insana benzer”  diye vücut çalımlarıyla savuştururken, gruptan bir arkadaşım adama gaz vererek “Doğru söylüyorsunuz herkes çok benzetir Şeref Abi’nin oğluna” diye adamı benim başıma sarmak için çaba sarf etmekle meşguldü. Durumu gidiş yolundan anlayıp bir an önce cenaze namazında saf tutmak için cemaatin arasına sızmayı tercih ettim. Saf tuttuğum esnada #batakhane kadrosundan Toyt ile yan yana olduğumu fark ettim ve istemsizce ilk aklıma geleni söyledim. “Coupling dizisi Giggle loop bölümünü hatırlıyor musun ?”

Bilmeyenler ve izlemeyenler için Coupling İngiliz yapımı 2000’lerden bir komedi dizisi. Absürt karakterler, saçma geyikler ve abartılı oyunculuklar içerisinde geçer ve demin bahsettiğim bölümde cenazede en ciddi olunması gereken anda insanın içinden gelen gülme hissinin nasıl bastırılacağı anlatılır. Her gülme hissi üst üste konulan cam bardaklar olarak düşünülür ve o hissi bastırmak istenildiğinde konuyu bilen insanlar o hissi daha da bastıramaz hale gelir ve sonunda bardaklar mecazi olarak yıkılırken birisi kahkahayı patlatır.

Benim bunu söylememle zaten istemsiz bir tebessüm ikimizin de dudaklarına yerleşmişken, arkamızda ki iki adam fısıldayarak yanlış camiye gittiğini ve son anda buraya koşarak yetişmeye çalıştığını anlatmaya başladı. Toyt’la göz göze geldiğimde onun gülmemek için dudaklarını ısırdığını gördüm. Son bardak bana patlamasın diye öksürük ile bastırılmış ufak bir kahkaha ile konuyu zor bela atlatırken, Toyt ise kafasını tam terse çevirmiş karoları sayıyordu belli belirsiz bir gülümseme ile. İnsan doğası en olmadık yerlerde en anlamsız tepkileri vermek üzere yaratılmışsa bizim suçumuz ne ???

Defin sonrası boşalmış sinirlerimizi ve üzüntüyü bastırmak için önce bir şeyler atıştırıp sonra arkadaşımızın yanına taziye evine gitmeye karar verdik. Arkadaşımın evine geldiğimizde ise elimiz bomboş geldiğimizi fark ettiğimizde ağzımdan “Allahtan yiyip geldik, tatlı olarak da helva yeriz” sözü yine istemsizce dudaklarımdan döküldü. Bu sefer cenazede olmadığımız için gigle loop ilk bardaktan devrildi ve otopark kahkahalarla çınladı.

Eve girdiğimizde babasının sevdiği şekilde hüzünden çok güzel anılar ile kulağının çınlatıldığı ve sevdiği içkilerin tüketildiği Avrupai bir ortam bizi karşıladı. Dua diğer taziye evinde aile büyüklerinin olduğu evde yapılacaktı, burada ise fonda müzik elde viskiler nispeten birbirini az tanıyan farklı arkadaş grupları olarak aynı ortama girmiş yaramaz çocuklardık neticede. Önce televizyona takıldı gözüm, fonda Japonya sokaklarını gösteren bir belgesel açıktı, herkes istemsizce konuşmamak için ona konsantreyken, gereksizce mezar yerinin katlı olmasının daha az toprak çıkmasına sebep olduğu ve bir sonra aynı mezara  gömülecek olan arkadaşım mezar yerini hepimizin bildiğine dair gerginliği azaltan konuşmalara geçildi. Tam bu sırada absürt ortamı Gibi dizisine benzemeye başlarken salonda bulunan en sessiz elemandan bomba beyanat geldi.

“Kulak memesi küçük olanların büyük olanlara göre daha erken ölme ihtimali var !!!”

Sinirler artık tamamen boşalmıştı eldeki kadehler ebediyete uğurlanan baba için kaldırılmış ve çaktırmadan herkes birbirinin kulak memesini süzüyordu. Tam o esnada salona elinde yeni kavrulmuş helva ile giren arkadaşımın sevgilisi ortamdaki absürt görselliği adeta bir Rönesans tablosuna taşımıştı.

Evet hepimiz doğduk ve günün birinde öleceğiz. Önemli olan süren hayat boyunca insanların hayatında ve ruhunda güzel izler bırakmak. Hele ölüm sonrasında o gülümseme devam ediyorsa şimdi öteki taraf düşünsün bu dünyada hala sevilerek hatırlanıyorsunuz …

Bora a.k.a. PaRaNoYaK PaLyAcO


7 Mart 2026 Cumartesi

KÖPEK ... ARABA... TELESKOP...

 

Fuckkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk

PaRaNoYak hiç mi akıllanmayacaksın şu hayatta aq…

Öncelikle amcanı kendi ellerinle toprağa verdiğin gün, sadece önceden verilmiş bir söz ve alınmış tiyatro biletleri olduğu için date’e çıkmak ne demek … Hadi onu da geçtim kızı görünce omuzlarından gözlerini alamayıp her türlü red flag olmasına rağmen bodoslama başına geleceklerin içine koşar adım gitmek neden ???

Aslında her şey planlanmış ve önceden reel olarak görüşmediğim, sosyal medya vasıtası ile tanışıp konuştuğum, aşırı zeki ve kibar bir kızla tanışma hikayesi olmalıydı. Ama gel gör ki hayat her zamanki gibi oyunlar oynamayı seviyor bana karşı.

Detaylarla sizi boğmayacağım ama buluşmaya gitmeden önce amcamı toprağa kendi ellerimle verip, eve gelip bir duş alıp hiçbir şey olmamış gibi kızın yanına gitmemle başladı hikayemiz. Bütün yol boyu bu saçma durumu kendisine nasıl izah edeceğim bilinmezliğini bir kenara atıp, hayat böyle bir şey diyerek konuyu kendi içimde kapatıp buluşma mekanımıza gelmiştim bile. İçeri girdiğimde kendisini tanıyıp hızlıca yanına gidip, 3 saat uyku ve günün stresi ile kötü espriler yaparak konuşmaya başladım.

İlk gözüme çarpan omuzları olmuştu, normalde sadece fotoğraflarda gördüğün kişi genel anlamda hayatta bir tık daha beklenti altında kalması gerekirken (Bkz. Ben ve göbeğim 😄 ), hatunun omuzlarından ve şirin gülüşünden görür görmez gözlerimi alamamıştım. Daha yoldayken “Çok açımmmmmm” adlı bir brief verdiği için verdin mi sipariş ne yiyoruz sorusuna cevabı çok netti.  “Sen ne yemeyi planlıyorsun atıştırmalık & bira modu mu, yoksa yemek mi ?” Daha durumu bile anlatamadığım için sen seç diye ipleri karşıya bırakacakken başıma geleceklerden habersizdim. Cevap aynı gülümseme ve sırrını sonra çözeceğim alnında beliren seksi damar ile “Senin seçimine göre bende karar vericem” oldu. Oysa o çoktan ravioli yememize karar vermiş yanına çok uymasa da fazla sarhoş olmamak adına şarap yerine bira tercihini yapmıştı bile. Red flag no.1

Bir takım şımarıklıklar sonrasında son iki gün yaşadıklarımı anlatıp konuyu uzatmadan normal konuşma akışımıza dönmüştük ki, kendisi telefonuna bakıp 20:30 da başlayacak oyun için 19:50 ve 20:00 a iki alarm kurduğunu söyleyerek zaten iplerin benim elimde olmadığını hissettirmişti. Konuşma içerisinde kedileri çok sevmediğini ama abisinin kedisine askeri bir disiplinle baktığından, ve ölen köpeğinden bahsedip, çok sevdiği köpeğini elleriyle toprağa verdiğini ama öncesinde siyah bir poşete koyarak yazlık evin bahçesine gömdüğünü ve yerini unutmamak için yanına da bir zeytin ağacı diktiğinden bahsetti. Durumu yumuşatma adına bende amcamı toprağa verdim bugün ofansif mizah esprimin devamında sorduğum”Köpeğin gibi ölen sevgilin oldu mu?”  soruma ise yine alnında çıkan damar ile beraber gülerek bir tane sanırım diye cevap verdi. Red flag no.2

Tiyatro salonuna gittiğimizde ise öncesinde fuaye alanında bir kahve ısmarlamayı teklif etti. Bu kibar teklife hayır demedim ve getirdiği kahveyi alıp içmeye başladım. O sırada kendisi moda sahneyi çok sevdiğini en kötü 2 haftada bir mutlaka bir oyun izlemeye geldiğini zaten birazdan izleyeceğimiz fransız burjuvazisi ve sınıf farklılılıkları hakkındaki oyunu da zaten daha önce izlediğini ağzından kaçırdı. Birazcık tuhaf gelse de bütün iyimserliğimle “Amannn ne var ki çok sevmiş bir daha izlemek istemiş” diye düşünsem de oyunun sonunda ana karakterlerden birisinin içtiği içecekten zehirlenme sahnesinde ufak bir kıllanma yaşamadım diyemem. RED FLAGGGGG no.3

Oyundan çıktığımızda arabasının yakında olduğunu beni eve bırakabileceğini ama çok iyi kullanmadığını söylese de muhtemelen uykusuzluk ve stresten dolayı başımın dönmesi ve halsizlik hissetmeye başladığım için bu nazik teklifi reddedemedim. Hoş söyleyin bana, siz bir şey söylediğinizde ona uymayan her şeye Estağfurullah kibarlığında cevap veren bir kadına kim hayır diyebilir ki ?

Ormanlık bir alanda 2 yaşında bir zeytin ağacının yanında uyandığımda son hatırladığım beraber arabada olduğumuz ve fonda jimi hendrix voodoo child çaldığı idi. Ayağa kalkmaya çalışırken az ilerde göğe bakan bir teleskop ve yanında ki zarf dikkatimi çekti. Sendeleyerek ayağa kalkıp oraya gidip zarfı açtığımda dolmakalem ile yazılmış zarif bir not ve 2 hafta sonrası için 2 tiyatro bileti bekliyordu beni . 

Tahminimden zeki olsan da kadınlara olan zaafına yenik düşeceğini biliyordum Sayın PaLyAcO … Bu gece yıldızların keyfini teleskop ile çıkar ve güzelce uyu. Yeni bir mezar kazmaya karar vermedim henüz, 2 hafta sonra aynı saatte tiyatroda görüşmek üzere.

P.S:  Biletleri unutma …


3 Mart 2026 Salı

ÇOKLU KİŞİLİK BOZUKLUĞU

 

Podcast, hayat karmaşası derken 1 yıl olmuş yeni yazı yazmayalı …  Vay beeeee

Aynı anda iki işe konsantre olma durumunu çözmem lazım artık hayatta, oysaki iş insanlara hava atmaya gelince “Sayın Paranoyak nasıl geçiyor emeklilik günleriniz ?” sorusuna gayet kibirli bir şekilde yazılarım ve podcast serimle uğraşıyorum cevabını vermeyi biliyorum. Kendimi gömme faslını bitirdiysek yazımın başlığına gelebilirim.

Çoklu kişilik bozukluğu …

Genelde gerilim filmlerinde rastladığımız kendi içinde farklı karakterler yaşayan ve dönem dönem bunlardan birisinin idareyi ele aldığı karakterleri hepimiz izlemişizdir.(Bkz. Shyamalan filmi Split) Aslında biraz düşününce bu kadar abartı bir seviyede olmasa da hayatın içerisinde hepimiz durumun, ortamın ya da karşımızdaki kişiye özel karakterlere bürünmekteyiz istemeden de olsa. İstemeden yerine kendimize avantaj sağlamak, ya da ortama uymak da diyebiliriz aslında buna. Elde viski kadehleri, şık takım elbiseler ile gidilmiş bir yemeğe şort üzeri renkli bir reggae t-shirt’ü ile gidip gayet oturaklı olarak davransanız bile ciddiye alınmayacağınız gibi, medeniyet denen tek dişi kalmış toplumsal baskı içerisinde ortama göre renkli bir karakter olmanızda mümkün değildir genel olarak. İşinizi kaybetmeyi düşünürsünüz, sosyal statünüzün yerle bir olmasından korkabilirsiniz, o gece yatağa atmaya çalıştığınız kızı kaçırmaktan korkabilirsiniz, grubun popüler kişisi tarafından reddedilip bir daha o ortama giremeyeceğinizi düşünebilirsiniz. Oysa ki bunları yapsanız da , yapmasanız da siz hep içinizdeki öz kadar varsınız o hayatta. Ne bir eksik ne bir fazla …

Ama oyun oynamanın keyfi zeka ile birleştiğinde alter egolar kıpırdanmaya başlar içinizde. Adeta kan görünce kendini engellemeyen bir vampir gibi içinizden çıkıp ortamın bütün enerjisini emerek gücünüze güç katmak ister. Bazen başarılı olursunuz, bazen de kazığı kalbinize yer oturursunuz aşağı. Hayat bu kimseye adil olmak gibi bir zorunluluğu yok.

Ama bu oyunu sürdürmek ve farklı ortamlarda bulunmanız zorunlu ise benim gibi bir kaçış noktası bulmanız gerekmekte. Bolca neşe, umursamazlık içeren bir tavır ve hiçbir olayı tam olarak ciddiye almayan bir persona yaratmak gibi. O zaman çok şık bir davette takım elbise ile yaptığınız ortama çok uymayan şımarıklıklar size tebessüm olarak geri dönerken, ortam da yarattığınız bu farklı hava size artı olarak bile dönecektir, ya da tam tersi çok zor bir durumda ipleri eline alıp her şeyi çözen adam profili diğer yarattığınız personanın tam tersi gibi dursa da insanların bilinçaltında sizi güçlü gösterecek ve diğer kişiliğinizin de ciddiye alınmasını sağlayacaktır.

Örnekler uzasa da başta da söylediğim gibi özünüz ne ise siz her zaman o olarak kalacaksınız. Peki bir sene sonra neden mi bu kadar ciddi şeyler anlattım sizlere, bilmem belki de yeni tanıştığım herkesin sosyal medya da ki nickimi duyduğu an “Ama neden PaRaNoYak PaLyAcO ?” sorusuna toplu bir cevap olsun istedim.

Kim bilir ...

Still 50 and still “PaRaNoYaK PaLyAcO”


11 Şubat 2025 Salı

FEDAKARLIK

 Hahahahahahhahahaha …

Sakin ve monoton giden akşam bir telefon ile nasıl kara mizahta zirveyi zorladı azzzz sonraaaaa …

Uzun zamandır instagram üzerinden fingirdeştiğim Londra’da yaşayan bir hatun var, konu ilk başlarda seks üzerine yoğunlaşırken, sürecin uzaması ve görüşemememiz sebebi ile artık tamamen geyik boyutuna ulaşmış durumda. Bu detayları niye veriyorum çünkü normalde anlatacağım konu hem çok komik hem libido killer Mesut Süre’nin deyimi ile.

Akşamüstü yine klasik geyik mesajları arasında hatun kişi “Oolm sana bir şey anlatıcam kopacaksın, ama bunu yazarak heba etmek istemediğim için işlerim bitince arıyorum” diyerek fitilini ateşlemişti geyiğin. Beklemekten sıkılıp basket maçına sarmışken beklenen telefon geldi, gülmekten konuşamayan bir İngiliz aksanlı Türkçe ile pat diye anlatmaya başladı heyecanlı heyecanlı.

-          Bora inanmayacaksın ama ümreye gidiyorum galiba

-          Bora İç Ses : Daha dün sexting yaptığım, bira yanında domuz sosis & patates kızartması  götüren kız değil miydi bu, ben mi karıştırıyorum

-          Hayırlı olsun canım, Allah kabul etsin

-          Saçmalama Bora, biliyorsun ki ben ateistim, buna çok normal bir şeymiş gibi tepki  veremezsin, insan en azından bir sorar neden böyle bir şey yapıyorsun diye !!!

-          Ya öyle demek istemedim, mutlaka bir sebebi vardır diye düşündüm, özeline girmek istemedim (Çevir kazı yanmasın, hala bilinçaltında nasıl sevişiriz var Bora itiraf et :P )

-          Dur anlatıyorum, bildiğin gibi annem ağır bir rahatsızlık geçirdi, ve ben onu motive etmek için hastalığı atlatırsa ne isterse yapacağıma dair söz vermiştim, haberler iyi, o yüzden de  bu isteğini yerine getirmem gerekecek sanırım

-          Bora İç Ses : Ohhhhh hala sevişme ihtimalimiz devam ediyor, kibar çocuk ol durumu lehine çevir

-         Canım, çok ama çok sevindim annene çok geçmiş olsun dileklerimi ilet lütfen , ellerinden öp. Anneler için fedakarlıklar yapılır …

Konuyu bu şekilde toplayıp gırgır şamataya bir süre daha devam ettikten sonra telefonu kapattık. Evet çok absürt olsa da aile fertleri ve çok sevdiklerimiz için sanırım yapabileceğimiz fedakarlıkların bir sınırı yok bizlerin. Özellikle aramızdan ayrıldıktan sonra içimizde kalan söyleyemediklerimiz, ya da üzüntümüzü içimize atıp bazen sadece uyumadan önce birkaç damla göz yaşı içinde kendimize itiraf etmek yerine, belki de hiç inanmadığınız bir gerçekliğe onları mutlu etmek için katlanmak daha somut bir gösterge her iki taraf için de.

Bunun en güzel göstergesini dedem ve babaannem arasında yaşamıştım sanırım çocukken. Dedem her gece bir duble rakısını içen, dinle çok alakası olmayan işinde gücünde bir adamken, babaannem ona göre daha inançlı ve arkadaşımın annesi gibi Hacca gitme hayali kuran bir insandı. Bir akşam dedem bizleri yemeğe davet etti, özel ve keyfi yerinde olduğu günlerde yaptığı gibi çiğ köfte yoğurmuş yanına babaannem iç pilav ve tavuğunu yapmış, rakı yanına da taze bakladan yapılmış fava ile muhteşem bir sofra bizi bekliyordu. Dedem önce kendine sonra babama bir duble rakısını koydu, yemeklerden lokmalar alındı ve konuya girdi. Babaanneme dönerek, “Hanım biliyorsun benim din  ile ilişkim sınırlı, ama senin en büyük hayallerinden birisinin Haç olduğunu bildiğim için sana bu hediyeyi vermek istedim” diyerek bir dosya uzattı kendisine.  İçinde Haç ile ilgili gidiş dönüş evrakları ve uçak biletlerini içeren bir dosyaydı, aynı dönemde anneannem ve diğer dedem Hacca gidiyorlardı ve dedem güveneceği kişiler ile onu göndererek mutlu etmek istemişti.

Bu hayatım boyunca çocuk halimle bilinçaltıma yerleşen en önemli karelerden oldu benim için. Sevdiğin insanı mutlu etmenin önemini anlatan, din ve hayat konusuna bambaşka bir bakış açısı getiren güzel bir kare …

Bugün arkadaşımın anlattığı o yüzden belki de gülerken ona çaktırmadan biraz da olsa duygulanmamı sağladı. Vermiş olduğum o sert ve güçlü adam imajı bazen beni de yorabiliyor inanmak istemesem de. Belki de o yüzden yazı yazarken kullandığım mahlasım hala PaRaNoYaK PaLyAcO …

14 Şubat gelirken sevgililerinize, sevdiklerinize sevginizi göstermekten çekinmeyin .

Ben mi … Ben yine her 14 Şubat’ta olduğu gibi aynı adreste olacağım, 14 Şubat’ta vefat ederek beni Sevgililer Günü kabusundan kurtaran babamın kabri başında …

BoRa a.k.a PaRaNoYak PaLyAcO

28 Aralık 2024 Cumartesi

FREKANS

 

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama bu ara belli frekans aralıklarında kaydedilmiş parçaları uyurken dinlemenin uyku kalitenizi arttırdığından tutun da kendinizi iyileştirmeye kadar faydaları anlatılıp duruyor. Özellikle spotify a girdiğinizde konu ile ilgili yüzlerce belli frekans aralığında parça bulabiliyorsunuz. İşi biraz daha dallandırıp araştırmaya girerseniz bütün evrenin titreşimler üzerine kurulduğunu ve bu titreşimlerin hayatımızı etkilediğine dair makaleler bulmakta mümkün.

Peki ya dinlediğimiz müzikler, karakterimizin bir yansıması mı, yoksa gerçek hayattan bir müddet kopmamızı sağlayan bir rahatlama ve eğlenme aracı mı ?

Yine geçen gün okuduğum bir makale de mahalle arasında son ses müzik açıp gezen kişilerin derdinin aslında hayatın içinde bir an olsun farkedilmek ve kendi bölgesinin hakimi olduğunu ispat etmek için çabalayan insanlar olduğu yazılıyordu.

Evet ne demiştik başlangıçta frekans …

Eski bir filminde isim babası olan “Butterfly Effect” neydi, burada ana fikir geçmişte bir kelebeğin kanat çırpması bile bütün hayat içerisinde zincirleme bir çok şeyin tetikleyicisi olabilirdi.

Peki nedir bizlerin kendi iç sesini bastırma ve olmayan bir frekansta olma çabası yüz yıllardır ? Doğuyoruz, okula gidiyoruz, iş hayatı ve sorumluluklar yükleniyor bünyeye ve sonra bir gün bakıyoruz ki aslında ölüme doğru son virajın içinde bilinmeyene doğru hızla yaklaşmaktayız... Ne kadar hevesliydik halbuki gençken,  ideallerimiz vardı, hayallerimiz vardı, deliliklerimiz vardı, tutkularımız vardı, sevdiklerimiz vardı … Oysa ki sonumuz son dönemin pompalanan dizisinde ki gibi musalla taşında bir gassal bizi yıkarken çoktan sonlanmış olacak.

O zaman neden bu koşturmaca, neden toplumun bize dayattığı zorunlulukların içerisinde boğulma ihtiyacı ? Çok güzel bir laf var kimin söylediğini bilmediğim “Kapitalizm çalışan kölelerine sadece sistem içerisinde kendini iyi hissettireceği kadarını verir, asla gerçekten özgür olmasını istemez diye…”  Çok doğru bir aforizma, köleliği kendimiz seçiyoruz, çok ufak mutluluklar yaşamak için hayatımızı farkında olmadan feda ederek. Oysaki ilk günden çok iyi biliyoruz filmin sonunu, Zincirlikuyu Mezarlığı girişinde yazdığı gibi “Her canlı ölümü tadacaktır”.

Evet hepimiz bir gün ölümü deneyimliycez ve o an geldiğinde umarım pişmanlıklar yerine dolu dolu yaşamış olduğunuz bir hayat bırakırsınız arkanızda, sevdiğiniz, sevildiğiniz, nefret edildiğiniz ama gerçek bir hayat .

Umarım 2025 herkesin iç prangalarından sıyrılıp ruhen özgür ve mutlu olduğu bir yıl olur.

Seneye görüşmek üzere …

PaRaNoYaK PaLyAcO a.k.a BoRa


9 Aralık 2024 Pazartesi

WRITER'S BLOCK

Yine uzun bir “Writer’s Block” dönemi sonrasında tekrar bilgisayarın karşısında ne yazsam diye düşünürken buldum kendimi.

Oysa yaratıcı kısmım durduğu için değil, tam tersine fazlasıyla aktif olduğu için yazmıyordum.  Yaz yaz nereye kadar paranoyak diyerek başladığım podcast serimin ilk sezonunu 10 bölümde tamamladım, hayatımda radikal değişiklikler yaptım, kendime daha fazla zaman ayırmaya karar verdim ve sanırım 48 yıllık hayatımın en yavaş dönemini başlattım.

Artık hiçbir şeye yetişmem lazım gibi hissetmiyorum, kaçırdığım bir şey olduğunda umursamıyorum, azgın teke gibi hatun peşinde koşmuyorum. Ulan şimdi böyle yazınca andropoza mı girdim acaba diye ufaktan bir kıllanmadım değil :)))) Andropoz olmasa da hayata karşı heyecanımı biraz yitirmiş olabilirim, yeni bir hatunla tanışsam sevişsem, duvara bir çentik daha atmaktan başka hayatıma katacağı ne olabilir ki diye düşünüyorum…

Biraz önce eski fotoğraflara bakarken eski sevgililerimden birisinin yazdığı bir whatsapp mesajının screen shot’ı düştü önüme. Oldukça tutkulu bir o kadar da olaylı bir ilişkiydi, bitişinde kıza neler dediysem öfkesini şu cümlelerle ifade etmiş bana karşı …

“İlişki adı altında yaşadıklarımızı yazdıklarından okumak çok güzel geldi. Tek gerçek olanda boşalma anlarıymış, gerçi üstüme boşalmasan ona bile inanmayabilirdim. Sen beni hiç sevmemişsin ki zaten herkesle olduğu gibi sex yapmayı sevmişsin. Benim için öyle değildi gerizekalı ben!!! Hala inanamıyorum beraber olduğum adamın sen olduğuna, içinde sadece sinir ve öfke … “

En az 10 yılı var bu mesajın, ve hala ben aynıyım sanırım. Bir şeye tutku duyduğum zaman içimde ki Hulk a engel olamıyorum. Tutku yoksa da zaten ilişki bir anlam ifade etmiyor benim için. Bu arada aklıma gelmişken bagajını yumruk atarak göçerttiğim eski kız arkadaşım arabasını öyle mi kullanıyor hala acaba :)))

Her zaman söylediğim gibi kötü bir sevgili, eğlenceli bir arkadaş oldum hayatım boyunca. Şimdi ise kendimi başka bir evreye geçmiş hissediyorum, kendimi yüzeysel arkadaşlıklardan soyutlayıp, yaratıcı tarafımı ön plana çıkarıp, alter egomu böyle tatmin edebileceğim bir  insana dönüşme isteğinde bir ben.  Hayatımda keyif aldığım bir sürü şeyden vazgeçtiğim bu dönem belki de doğru zaman bunu yapmak için, ya da ben böyle düşünmek istiyorum. İkisi de mümkün …

Neyse bu kısa bir geri dönüş yazısı olsun, podcast ikinci sezon kayıtları başlayana kadar yazılara devam. Hayatını siktiğim herkese sevgilerle…

Bora a.k.a PaRaNoYaK PaLyAcO

22 Haziran 2024 Cumartesi

RUHSEL

Davudi sesli adam…  Sanırım kime sorsanız kendisi ile ilgili ilk söyleyeceği şey bu olacaktır.

Dövme sanatının Türkiye için çok yeni olduğu 90’lar da Hakan Gerçek ile beraber İstanbul’un en eski dövmecisi denilebilir kendisi için. Günümüzde nerdeyse dövmesi olmayana tuhaf gözle bakıldığı düşünülürse 90’larda da dövmesi olanlara marjinal gözü ile bakılıyordu. En revaçta olan dövmelerin erkeklerde kola sarılı dikenli tel, kadınlarda bel de tribal desenlerin olduğu bir dönemden bahsediyorum.

İşte o dönemde işini hakkıyla yapmaya başlayan iki dövmeci duyulmaya başlamıştı, Anadolu yakasında Hakan Gerçek, Avrupa yakasında ise Ruhsel. Kendisi ile tanışmam Beyoğlu’nda şimdi Demirören Alışveriş merkezinin gelmesiyle yıkılan dükkanında olmuştu. Galatasaray Lisesi’nde okuyan bir öğrenci için Beyoğlu o dönem bulunmaz bir vahaydı. Sinepop ve Emek sinemalarının olduğu sokağa girip, önce solunuzda metal ve rock severlerin aradığı albümleri dinleme ve kasede çekme şansı sunan Remix İhsan’ın dükkanı sizi karşılar, sonrasında ise  sağınızda Bab’ı görürdünüz. Devamında ise her zaman önünde ufak tabureler olan 2 katlı mistik havası ve içerde bolca dövme dergileri ve fonda güzel bir rock müzik ile sizi karşılardı. Bir dönem Hayko Cepkin’in kendisine çıraklık yaptığı bir dövme stüdyosundan bahsediyoruz. Asiliği özendiren bir dövme stüdyosu olarak hayatıma giren bu dükkanın, devamında bana  çok iyi bir dost kazandıracağının henüz farkında olmadığım dönemler.

Her ne kadar aile baskısı sayesinde kendisine ilk dövmemi yaptırmam askerlik dönüşü 20’li yaşlarımın ortasını bulsa da, dükkanda ve sonrasında o dönem kendisinin de ortaklığı olduğunu öğrendiğim Pendor’da takılma dönemlerim lise zamanlarımı kapsar. Pendor deyince ayrı bir yazıda ailemizin barından bahsetmek daha doğru olacak olsa da, ergenlik acılarımı, ikinci mide kanamamı, hayatımda ki en özel dostlarımdan birisi Ulaş’ı tanımama vesile olan bu mekanın yeri her daim hayatımda çok özel olacaktır. Çapkınlık ve deli dolu kısımları Pendor yazısına saklasam da Oytun sana sadece pazen diyorum :)))))

Neyse konumuza dönelim bu davudi sesli dövme sanatçısı ile hangi ara dost olmaya başladığım bir miktar muamma olsa da o dönem dükkanda çokça vakit geçirmem, ikimizin de inatçı ve rekabetçi insanlar olarak dükkan önü tavla partileri ve BAB’da yapılan iddalı bowling karşılaşmalarının önemli bir yeri olduğunu söyleyebilirim. Ve sonrasında fasulyesine oynanan gece son dövmenin yapılması ile başlayan ve sabahlara kadar süren poker partileri. Kaybedenin ya da o an parası olanın şişeyle viski aldığı, dövme koltuğunun oyun masası olarak kullanıldığı, insanların ayak parmaklarıyla çaktırmadan yerden fasulye çalmasına şahit olduğumuz o eğlenceli zamanlar…

Sonra yıllar yılları kovaladı büyüdük, yaş aldık, yıprandık, yıprattık, evlendik, boşandık, o boşanmadığı gibi ikide dünya tatlısı çocuk yaparak davudi sesine babacanlıkta kattı. Ama içimizde ki o yaramaz ruh hiç ölmedi. Ben ne zaman dövmesi olan yeni bir hatunla yatıp dövmesini Ruhsel in yaptığını öğrensem sabahına kendisini arayıp geyiğini yapmaktan vazgeçmedim, o dünyanın en oto kontrolüne sahip kişisi olarak hayatının en kör kütük iki sarhoşluğunu bizle maç izlerken #batakhane de yaşadı, ben her aşk acımda kendisine dertleşmeye koştum ve her seferinde sabırla dinleyip güzelce içirip hayatıma reset atmamı sağladı. Çok uzağa gitmeye gerek yok daha 1 ay önce bunalıp kör kütük sarhoş olup dükkanda kanepede sızıp uyanıp yağlı bir yemek istiyorum dediğimde çin lokantasından yemek söyleyip kafamı karıştırıp beni ayıltabilen tek insan bu hayatta, vücudum da yer alan bütün dövmeleri kendisinin yaptığını zaten söylememe gerek yok.


Neden mi yazdım bu yazıyı, bir dosta şükran yazısı ya da iyi bir ustaya saygı yazısı olarak düşünebilirsiniz. Hayatınızda birbirinizin yanında huzur içinde sarhoş olabildiğiniz ve güvende hissettiğiniz bütün dostlarınıza gelsin bu yazı … Cheers

BoRa a.k.a PaRaNoYaK PaLyaCo